Kansere Dair Kişisel Düşünceler

Kanser, bir mikrop mu? Virüs mü? Bakteri mi? Bulaşır mı? gibi bir çok soru, düşünce olabilir.

Tam olarak tarifi hücre bazında yapılabiliyor. Kanser hücreleri, sağlam hücrelerin kontrol dışı kalmış, bozulmuş ve mutasyona uğramış şekli olarak ele alınıyor. Daha sonra bozulan bu hücrelerin yanındaki hücreleri de bozarak büyüdüğü, geliştiği, işgalci olduğu biliniyor. Agresif yapıdaki bu hücreler bazen cerrahi girişimler ve kemoterapi sebebi ile daha da agresifleşebiliyorlar. Tam tersi bu yöntemler ile yok edilebilmeleri de mümkün.

Kanser hücreleri, zeki mi yoksa değil mi yada bilinçsiz mi hareket ediyorlar diye insanların aklında çok fazla soru işaretleri var. Bu hücreler de sağlam hücrelerimiz kadar canlı ve en az onlar kadar zeki oldukları gibi, zaten sağlam hücrelerimizden menşe alıyorlar.

Normal hücrelerimiz metabolik otonom işleyişinde olduklarından sorun çıkarmıyorlar. Diğer taraftan bazı hücrelerin otonom işleyişi bozulduğundan, kontrol edilemeyen ve ne amaçla var olduğunu yada belli bir sürede yok olmaları gerektiğini bilemediklerinden dolayı bu hücrelere kanser hücresi deniyor. Bunlar tabi ki canlı ve zekidirler. Ancak disiplin dışı kaldıklarından zeki olan yönleri otonomi programı dahilinde değil, yeni bir yapılanma içinde örgütlenerek ve çoğalarak olabiliyor.

İki çocuğunuz olduğunu düşünün, ikisi de çok zeki. Biri ailevi düzen içerisinde disiplinli, uslu ve bulunduğu ortamı koruyucu,diğeri ise yine zeki ancak disiplin dışı,agresif,hırçın ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan, vereceği zararları kendiside anlayamayan biri.Böyle bir birey aynı ailenin bir parçası olmasına rağmen, onlarca aile bireyinin huzurunu,düzenini ve yaşam şeklini bozar.

Burada karşımıza iki yöntem çıkar. İlk yöntem ıslah etme, yol gösterme, sakinleştirme ona bulunduğu yeri ve diğer önemli aile bireylerini hatırlatma. Diğer yöntem ise, kızmak,  övmek,kovmak, reddetmek olarak görünüyor olabilir.Ancak bu seçeneğin riskleri de ciddi ve tehlikeli olabilir. Çünkü bu davranış bireyi daha da kızdırabilir, hırçınlaştırabilir ve daha çok zarar verme iç güdüsü doğurabilir.

Kanser hücreleri de bu mantık ile hareket edebilirler. Eğer yok edilemezler ise onlar ile mücadele edildiğinde, daha da hırçın,saldırgan ve çoğalmacı yönde evrilirler.Kanser hücrelerinin de kendilerince bir yaşam mücadelesi ve direnme yetileri var. Muhtemeldir ki kanser hücrelerinin yeni zekaları bu konuda evrimleşebiliyor. Gerek vücut tarafından gerekse tıbbi uygulamaların neticesinde direnç geliştirebiliyorlar. Çünkü bu hücrenin durdurulması için yapılan her hareket o hücreyi savunma ve saldırı yönünde eğitiyor da olabilir.

Peki bu kanserli hücreler yaşamlarını devam ettirebilmek ve bağışıklık sistemine karşı koyabilmek için neyi yada kimi kopyalıyorlar. Çünkü bir şeyin öğrenilebilmesi için aynı ortam içerisinde bazı örneklere ihtiyaç duyulur. Sağlıklı hücrelerin otonom programları var ve bunu takip ediyorlar.

Adnan Akar Kimdir? Detaylı bilgi için tıklayın.

Kanser Hücrelerinin Programı Nedir? Programsızlık mı ?

Belki, ancak bu bir program olabilir.

İşte tam burada akla şu soru geliyor; mikroorganizmalar mı ? virüs mü ? Hiçbiri yada hepsi mi? Bütün düşünceler hiçbiri yönünde. Belki bu da doğru. Ancak kanser hücreleri otonom programın dışında ilerlerler. Doğmayı, büyümeyi, çoğalmayı, sıçramayı, başka bir organa bulaşmayı, direnç koymayı nasıl ve nereden kopyalayabiliyorlar.. Özellikle bulaşma düşünülürse bir noktadan başka bir noktaya sıçrayabilmek için bulaşma en uygun ifade.Aynı beden içerisinde de olsa arada bir bağ,bir köprü oluşturmadan diğer bir tarafta yeniden doğabilmek ve çoğalabilmek için bulaşma olması gerekir.

Kanser,bir canlıdan başka bir canlıya bulaşır mı sorusuna cevap ise bugün net olarak verilememektedir.Genetik yatkınlık aile içindeki birden çok örneği böyle izah ediyor.Buna rağmen yinede bu konu azda olsa hala düşündürücü tarafını koruyor.Bazı evliliklerde kansere ,zaman aralıkları ile rastlanması ve bir ailede çok sayıda izlenmesi bazı bölgelerde sıklıkla rastlanması bir bulaşma olarak algılansa bile bu kişinin kanser olacağı yada yakın zamanda hasta olacağı anlamına gelmiyor. Bulaşıcı olmayabilir ancak tetikleyici olabilir düşüncesi de mümkün. Bunun yanında çevresel kirlilik sorunları ve GDO ‘lu gıdalar her ne kadar bir bulaşma gibi algılansa da bunları tetikleyici faktörler olarak adlandırmak doğru olacaktır.

Örneğin; Dünyaca ünlü bir aktör gırtlak kanseri oldu. Yapılan biyopsi ve tetkiklerde bu hücre tipinin sadece kadınlarda rastlanan Serviks Ca hücreleri olduğu ortaya çıktı. Peki bir erkeğin üst solunum yollarında kadın genital bölge kanser hücrelerinin ne işi vardı diye tartışıp durdular. Kabak bu aktörün karısının başına patladı. Konuyu örtbas ettiler .

Adnan Akar Kimdir? Detaylı bilgi için tıklayın.

Virüs mü? Ve Diğer Mikroorganizmalar mı ?

Bana göre hepsi ve daha da fazlası.Bunlar bedene zararlı her şeyi kopyalıyor, yaşamayı ve daha güçlü olmayı öğreniyor. Sağlam hücrelerin mutasyon formu olduğu için hepsinden daha da güçlü olabiliyor.Araştırmacılar kanserin doğması, gelişmesi ve tespit edilebilmesi için 5-10 yıl aralık gerekir diyorlar. Ancak bu açıklama son yıllarda 5 yaş altı çocuklarda çok sık bu hastalığa yakalanmayı anlatamıyor. Bir zamanlar kalp damar hastalıkları gibi ileri yaş hastalığı olarak tanımlanan bu hastalık artık doğum itibari ile oluşmaya başladı ve dünyada kalp damar hastalıklarından sonra ölümcül olan yönü 5.sıradan 2.sıraya yükseldi.

Uzmanlar yakın gelecekte kanserin birinci ölüm nedeni olacağı konusunda hem fikirler.Daha da kötüsü hızlı geliştiği ve yayıldığı için insan yaşam sürelerini kısaltacağı düşünülmekte. Kalp damar ve bazı hastalıklar hala ileri yaş hastalığı olarak kalır iken kanser artık her yaşta görüldüğü için birinci sıraya yerleşiyor.Öyleyse bu hastalık ile ilgili yeni teorilere,önlemeye,çözüm yollarına ihtiyaç duyulmaktadır.

Galiba tekrar tekrar bu hastalık üzerinde mikroorganizmalar mı, virüs mü, bakteri mi, bulaşıcı mı diye ciddi araştırmalar yapmak gerekiyor.

Şimdi kanserli hücreler üzerinde etkili olduğu düşünülen ilaç uygulamalarını ele alalım; Temelde bu hücreleri öldürmek için uygulanan ilaçların temel özelliği nedir? Ortada sıkça kullanılan kelime zehir ve bu uygulama şu ana kadar geliştirilebilen kimyasal yöntem.

İnsan Bedenini Neden Zehirliyoruz?

Peki soru şu, neyi zehirleriz neyin ölmesini isteriz, insan bedenini neden zehirliyoruz?

Bu yöntem aslında doğru çünkü zararlı organizmalara haşerelere, mikroplara, virüslere, bakterilere zehir tek yoldur.Artık kısmi zehir uygulamadan sağlıklı sebze ve meyveleri de yetiştiremiyoruz. Zehrin doğru oranda ve dozda kullanılmasından kaynaklanan ilaç etkisinin peşindeyiz. En büyük sıkıntı kanser hücrelerinin zehirlenmesi adına diğer sağlam hücrelerin ,organların ve dokuların da zarar görebilmesi.Eğer bu uygulama sadece kanserli hücreler üzerinde etkili olabilseydi, kanserin çaresi bulundu denebilirdi. Bu zehir uygulamalarında da bazı temel sorunlar çıkabiliyor.İnsan bedeninin tolore edebileceğinden fazlası verilemiyor,metabolizma yanıt vermeyebiliyor,ilgili organ yada dokulara sirayet edemeyebiliyor.

Toksik etki olabiliyor,hatta oluyor. Küçük yaş ve ileri yaş uygulamaları sıkıntı yaratabiliyor. Toksin etkisinin bağışıklığı çökerttiği son senelerde anlaşılmış olup, bu anlamda İmmünoterapinin kanser tedavisindeki yeri ciddiyetini kazanmaya başlamıştır. Bir insan bedeninde hastalıklara yapılan müdahale dışında bizzat insanında bir faktör olduğu nihayet görülmüştür. Ortada bir beden ve de dayanabilecek bir beden söz konusu değil ise hastalık tedavisi doğru olsa bile tedavinin yararı önemli ölçüde zarar görmektedir.

Son araştırmalar,viral veya mikrobial iltihaplanmaların kronik hale gelmelerinin kanser oluşumuna sağlam bir zemin hazırladığını göstermiştir. Diğer deyişle,kronikleşmiş  iltihaplar (Bronşit, gasrit, özofajit, hepatit’ler ve pankreatit vb.) belirgin bir sürede kansere dönüşebiliyorlar. Buna ilaveten gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, mikrop ve virüslerin direnç  kazanmalarına,mutasyona uğrayarak tedaviyi zora sokmalarına,hatta imkansız hale gelmesine neden oluyor. Buradan çıkarılacak sonuç bu mikroorganizmaların sadece iltihap değil,kanser yaptıklarını da gösteriyor.

Glikoz Meselesi

Neredeyse tüm araştırmacılar Glikozun yani şekerin,kanser hücrelerini beslediği yönünde hemfikirler.Hatta hastalara tomografi gibi bazı taramalar yapılırken şekerli kontrast madde veriliyor.Bu sayede kanser hücrelerinin hareketliliği izlenebiliyor. Lakin Glikoz sadece kanser hücrelerinin ilgisini çekmiyor.Tüm hücrelerimiz Glikoza karşı duyarlı.Hücrelerin temel yaşam kaynağı bilindiği üzere Glikozdur.Yani enerji kaynağımız.İnsan bedeni ihtiyaç duyduğu Glikozu diğer bir çok gıdadan da dönüştürme yolu ile elde edebiliyor. Çünkü hücreler,yaşam için Glikoza ihtiyaç duyuyor.Kanser hücrelerinin de sağlam hücrelerimizin mutasyona uğramış hali olduğu düşünülürse,bu da gayet normal görünüyor.Sırf kanser hücreleri de seviyor diye insan bedeninden Glikoz yada Glikoza dönüşen gıdaları keserseniz,sağlam hücrelerin ihtiyacını nasıl karşılayacaksınız?

Dünyada yararlı bir etken maddenin yani ilacın bulunuşu bazen bir yıl ve ilgili organa gidebilmesi 10 yıl kadar uzun sürebilmekte. Yan etkilerinin azaltılması da 10 yıl sürebiliyor. Yani ilaç keşfetmek yeterli değil.Hücreler üzerinde etkili bir ilaç geliştirmek muhtemelen en zoru olsa gerek.Kanser hücreleri üzerinde , zehrin etkisi biliniyor ise mesele bu dozu o hücrelere yaklaştırmak olsa gerek.

Eğer Glikoz gerek sağlam gerekse kanserli hücreler tarafından algılanıyor ve tüm bu hücrelere gidebiliyor ise ki hücre membranlarına girebiliyor,o zaman Glikoz aynı zamanda kelatör yani taşıyıcı ajan görevi de görebilir.

Kısacası, bazı kemoterapi ilaçları Glikoz ile birlikte uygulandığında hedefe yaklaşılması akılcı görünüyor. Biraz önce zararlı olarak ele alınan Glikoz, böyle bakıldığında başka anlam kazanabilir. Örneğin; zakkum çiçeklerinin zehirli olduğu ve deri kanseri üzerinde ciddi etkili olduğu biliniyor. Zehir direkt deri kanser hücreleri üzerine uygulandığında alınan sonuç farklı yollar ile ilaç geliştirildiğinde alınmadı. Farklı açılardan bakıldığında, bazen akla gelmeyen maddeler, yöntemler vb. uygulamalar işe yarar olabiliyor.

Araştırmacı Yazar Herbalist
Adnan AKAR