Herkesin Bir Hayat Hikayesi Vardır

Adnan Akar’ın da bir hayat hikâyesi var. Bugüne kadar birçok soru geldi. En çok sorulan soru ise, bu işe nasıl başladın? Nereden geliyor bu merak? gibi benzeri sorular.

Çoğu insanın merakı ise, Türkiye’nin en ciddi bitkisel üretim tesisinin kuruluşu, birçok doktor, kimyager, eczacı ve insan topluluğunun bir araya getirilişi, yurt içinde ve dışında birçok ilklere imza atılması ve hep inatla neden kanser tedavisi konusu ile uğraşılıyor oluşu.

Bugüne kadar kimseyle paylaşılmamış gerçeklerin ve nedenlerin artık paylaşılması zamanı geldi. Adnan Akar’ın savaşı hiç bitmeyecek, hatta belki de hiç kazanılmayacak, ama en azından bir şeylere ya da geleceğe ışık tutabilecek. Bir kişinin verdiği savaş olmasına rağmen yine de kazanılan çok şey var.

Adnan Akar’ın hikâyesi 1985’li yıllarda başlar. O yıl bir oğlu dünyaya gelir, ilk çocuktur ve hasta doğmuştur. Dönemin tıbbi imkânları tedavide çözüm üretememiştir. O senenin sonlarında oğlunu kaybeder. En büyük acıyı yaşamıştır: evlat acısı ve bir baba olarak yetemeyişi… Bu psikoloji sonrası ilerleyen iki yılda, iki önemli hastalık geçirir, aylarca hastanelerde yatırılır. Hayati risk taşıyan sorunlarından dolayı, yaşamı da kısıtlanmıştır. Tıp bu sorunlara kısmi çözüm üretebilse bile, yeterli olmamıştır.

Adnan Akar’ın düşüncesine göre sağlık ve uzun yaşam olası görünmüyordu. Alternatif arayışlarının ilk başlangıç noktası bunlar olmuştur. Her şey için, ya da her insan için yaratılmış bir bitkinin çözüm olabileceğine inanıyordu. Ve başardı da. Azmin ve inancın sayesinde yaptığı araştırmalar ve uygulamalar ile kendi sorunlarını çözebilmiştir. Demek ki daha çok şeyler yapılabilir düşüncesi ile araştırmalarını ve gayretlerini yıllarca sürdürdü.

(Bugün itibari ile 4 çocuk, 2 torun sahibi oldu.)

Adnan Akar ve başarıları hakkında detaylı bilgi için tıklayın.

Adnan Akar’ın Kanser Gerçeği ile Tanışması

1999 yılları sonlarıydı. Annesinin sağ göğsünde yumurta büyüklüğünde bir kitle vardı. Her yıl yapılan kontrollerde zararsız olarak değerlendirildi. Yaklaşık 10 yıllık kitle geçmişi hep böyleydi. Ne olduysa menopoz dönemlerinde kullandırılan ilaçların sonrasında oldu. İlaçların kullanımı yeteri kadar ve doğru tarif edilmemişti. Bu gerçeği ilk altı ayda ve kitlede sorunlar başlayınca anladı. Adnan Akar’ın annesi yine yıllık meme kontrolüne gitmişti. Ancak o akşam dönüşü öncekiler gibi değildi. Çünkü KANSER teşhisi ile eve gelmişti. Her kanserli hastanın ve hasta yakınlarının yaşadığı psikoloji artık o evde de vardı.

O psikolojiden sıyrılmak ve sağlıklı kararlar alabilmek gerekiyordu. Adnan Akar için en zor günlerdi. Çünkü KANSER kelimesini herkesin bildiği kadar biliyordu.

İlk olarak bölgedeki bir araştırma hastanesine gidildi, bir profesör ile görüşüldü ve yol haritası belirlendi. Profesör hemen ameliyat ve akabinde kemoterapi ve radyoterapi dedi. Groki konumundaki her hasta yakını durumunda idi herkes. Hastanenin durumu ise içler acısı. Bu ne kalabalık, hastaya yatacak yer yok, yer için bile beklendi. Ameliyat günü geldi. Akar’ın annesi ameliyattan çıkmıştı. 45 dakika süren ameliyat sonrası doktorlarla görüşüldü. Profesör memenin tamamının aldığını, hatta risk oluşturmasın diye koltuk altına girerek lenfleri temizlediğini söyledi. Bütün bunları 45 dakikada yapabilmesi düşündürücüydü. Tabi buna da çok şaşırmak gerekiyordu. O sabah aynı ameliyathanenin önünde kurbanlık koyun gibi sırasını bekleyen 8 hasta daha vardı. O fotoğraf dünyadaki en kötü fotoğraflardan biriydi. Ameliyathanenin bekleme bölümüne alınmış 8 ranza, 8 hasta yan yana sırası ile içeri alınıp ameliyat ediliyor. Ve bu ameliyat KANSER ameliyatıydı. Diş doktorunda bile böyle kötü bir fotoğraf olamazdı.

Profesör “Kemoterapi ve Radyoterapi”, Dedi ve Başlandı

Kemoterapinin 5. Ayında onkolog göğüste bir kitle tespit etti. Yaklaşık ceviz büyüklüğünde bir kitle idi. Cerrah ile görüşülmesi istendi. Cevap ameliyattan kalan bir pot’tur dendi.. Onkolog ikna olmadı. Tekrar görüşüldü, Tekrar biyopsi ve ceviz büyüklüğünde yeni bir kanserli kitle. Oysa 2 yıl nüks beklenmiyordu. Nüks dediler ve o kitlenin oradan alınması gerektiği söylendi. Profesör asistanı çağırdı. Akar’ın annesi bir sedyeye konularak bir odaya götürüldü. Adnan Akar bu fotoğraf karesinin içerisindeydi. Bu sefer her şey yanında gerçekleştiriliyordu. Profesör hastayı ameliyathaneye değil bir uygulama odasına almıştı. Yanında bir asistanı ile o bölgeye lokal anestezi uygulandı, kitleyi çıkardı ve dikti. Asistan sanki bir şeyler yanlış ifadesi ile Akar’ın gözlerine baktı.

Adnan Akar için bu gelişmelerin hiçbiri o an için anlaşılır değildi. Hangi kanser hastası yakını ne kadar anlayabilirdi?

Adnan Akar uzun zaman sonra bu uygulamanın neden böyle yapıldığını anlamıştı.

Profesör bu kaçak uygulamayı resmiyete sokmadı. Kayıtlarda yer almadı. Çünkü birinci cerrahisinin sonrası başarı grafiği düşmemeliydi.

Çok sürmedi. 6 ay içerisinde akciğere sıçradı. Akciğer bir de su topladı. Tekrar ameliyat, tekrar uygulamalar derken 3 ay sonra da beyinde iki büyük tümör olarak beyine sıçradı. Tekrar radyoterapiler ve perişanlıklar.

1,5 yıllık çirkin bir süreç, ailece yıkım, psikoloji zaten yerlerde. Ve hasta kaybedildi. Adnan Akar için o gün dünyanın sonu gibiydi. Bir canını daha kaybetmişti. Üstelik tedavi süreci diye adlandırılan ama ne olduğu anlaşılmayan bir süreç sonrası.

Annesinin ölümünden sonra çok kızgındı. Hiç bir şey yapamadığını, neden yapamadığını düşündü. Ve bundan sonra neler yapabilir mi diye kendince bir savaş başlattı.

Bu Savaş KANSER’e Karşıydı

O güne kadar yaptığı tüm alternatif araştırmaları sadece KANSER konusuna çevirdi. Annesi için bir evladın yapması gereken her şeyi yapmıştı, her evladın yaptığı gibi. Ancak şifacı olamamıştı.
Yaklaşık 4 yıl sadece okudu, araştırdı. Dünyayı taradı, tüm gelişmeleri, bitkileri, yöntemleri inceledi. Dünyada başarılı olmuş modellerden yola çıktı. Bu 4 yıllık araştırma esnasında tüm ilgili tıbbi kitapları da temin ederek inceledi. İşte o zaman geçmişte yapılan bütün yanlışları görme ve anlama imkanı olmuştu.

Önce bir aktariye açtı. Sonra bir tane daha. Hayatın son 20 yılındaki tüm bilgilerini açığa çıkarmaya böyle başladı. Aktariyede edindiği tecrübeler ile çok kısa zamanda birçok aktarın fikir danıştığı hocası konumuna geldi. Hatta o dönemlerde bazı doktorlar ile de çalışmaya başladı. Başarılı oluyordu, dikkat çekmeye başlamıştı. Aktar olarak işyerinin bir bölümünü o bölgede bir genel cerraha tahsis etti. Yürekli bir doktordu, o da bu savaşta kendince mücadele etmek istiyordu. Çok geçmedi, bazı doktorlar tarafından şikâyet edildiler, bir genel cerrah böyle işler yapar mıymış? diye. İş yerine üstelik bir de baskın yaparak. Sanki yasa dışı kötü bir şeyler yapılıyormuşçasına muamele gördüler.
Adnan Akar o gece nezarette kaldı. Doktor ayrılmak zorunda kaldı.

Akar yine yıkılmıştı. Buradan nasıl doğrulup çıkacaktı? Ertesi gün bir dostu ziyaretine geldi ve şöyle bir cümle sarf etti: “YİĞİT DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKAR”. “İnanırsan seni durduramazlar demişti”.

Sadece bu söz bile yetmişti, Samsun’u 2007 yılında terk etti. Bodrum Yalıkavak’a geldi. Burada Türkiye’nin ilk bitkisel ilaç üretim tesisini kurdu. Bu bölge O’na daha sıcak davranmıştı.

Kısa zamanda birçok hekimi ikna etti. Kadrosuna birçok kimyager ve eczacı katarak çalışmalarını genişletti. Pes etmedi, bu sayede dünyada birçok çalışmanın ilklerine imza attı. Doktor ve eczacılara sayıları az da olsa bu sektörü sevdirdi. Avrupa’yı dahi ikna etti, başarı ödülü aldı. Ege Kalkınma Projesini kazandı.

Bir evlat ve anne acısının bir insanı nerelere getirebileceğine en iyi örneği gösterdi. Annesi için yapamadıklarını bugün birçok anne ve evlatlara yapmanın gururunu taşımaktadır.

Annesini hiç unutmadı, hiç de unutmayacak çünkü O’nun çalışmalarının bugün bu seviyeye gelmesinin nedeni annesi olmuştur.

Adnan Akar yaşamındaki bu boşlukları diğer anneleri memnun ederek doldurmaya çalıştı.

Adnan Akar’ın yapacağı daha çok şey var, ömrü vefa eder ise. Bir de kimseden destek zaten istemedi, bari köstek tarafında durmasalar.

Bu yazılar ile her şeyi anlatabildiğimi düşünmeyin. Bildiklerimi, yaşadıklarımı, gördüklerimi tamamen kaleme alsam neler olabileceğini biliyorum. Sizler de tahmin edebiliyorsunuzdur.

Emin olun ben, bu ülkenin dışındakilerden değil içindekilerden korkuyorum. Korkularım şahsi değil, şahsen korksaydım bugüne kadar yaptıklarımı ve dik duruşumu yapamazdım. Bir gün öleceğiz bu kaçınılmaz.

KANSER hastalarına ve yakınlarına her zaman dikkatli ve araştırmacı olmalarını önerdim. Panik ve herkesten medet umma en tehlikeli yoldur. Ben bu ülkenin bitkisel şarlatan yönünü gören ve bilen birisi olarak mücadele ediyorum.

Eğer biri sizlere alın bu KANSER’e iyi gelir, hastanızı kurtarır, KANSER’in çaresi budur diye bir şeyler tavsiye ediyor ise, kendisine sorun, canından bir parçasını o hastalığa kurban vermiş mi?

Sizler İçin Neler Yaptım? 

  • Türkiye’deki hemen hemen tüm eczacılık fakülteleri ve duayenleri ile görüştüm. Kendileri ile sempozyumlarda ve ikili görüşmelerimizde Türkiye gerçekliğini paylaştım.
  • Türkiye’deki birçok özel hastane ile görüşmeler yaptım. Özellikle Onkoloji bölümlerine koruyucu ve destekleyici olarak katkı konularında.
  • Yaklaşık 8 rektörlüğe yazdım. Bunlara Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı ve kurumlar dahil.
  • Türkiye’de yaklaşık 100 onkoloğa ürün, dosya ve düşüncelerimi anlatan materyal gönderdim.
  • Aklınıza gelebilecek birçok akademisyen ve medya mensubu ile bazen bir araya gelerek de olsa fikir paylaştım, destek istedim.
  • Piyasada bitkiselden dem vuran meşhur o birkaç kişiyi dahi arayarak bırakın bu yurtdışından getirdiklerinizi ya da çayı çorbayı, bakın biz neler üretiyoruz dedim.
  • Eczacı odalarının düzenlediği bitkisel sempozyumlara katılarak destek arayışımı sürdürdüm. Kısacası bu ülkede neredeyse çalmadık kapı bırakmadım.

Onlardan Ne İstedim?

Sadece birkaç ay denemelerini ve gözlemlemelerini.

Ne acıdır ki hiç kimse yanaşmadı, inanmadı değil yanaşmadı.

Şu an için bizlerden tedavi desteği isteyen ve alan o kadar çok önemli isim var ki, üstelik bizim sonuçlarımıza şuan ne Avrupa, ne ABD henüz gelemedi. Ben Türk onkolojisine seslenmeyi hep sürdüreceğim. Onların tedavi protokolü karşıtı değilim, onlara inanmıyor da değilim. Bugün ben de hastalansam en azından teşhis için bir doktora giderim.

Tek isteğim kemoterapi ve radyoterapi gören ve cerrahi operasyon geçirmiş bu hastalarda aynı gruptan 10 hasta belirlemeleri. Ve bu hastaların 5’ine normal süreci 5’ine de bizim tavsiye ettiğimiz tarafı uygulamaları. Eğer 3 ay sonra haklı çıkmaz isem ne istiyorlarsa yapacağım. Ama bir de haklı çıkar isem hastalardan bunları esirgemesinler. Bitkisel tedavinin dürüst bir emekçisi olarak devletten konuya sahip çıkmasını dilemekteyim.

Saygılarımla…

Adnan AKAR