Bunları Biliyor muydunuz?

İnsan doğduğu andan itibaren, ilk 2 yıl anneden aldığı koruyucu hücreler sayesinde hastalıklara karşı dirençlidir. Bu yüzden iki yıl emzirilme önerilir. 2 yaşından itibaren insanlarda bağışıklık sistemi gelişmektedir. Yaşa bağlı, kaliteli ve dengeli beslenmenin önemi tüm yaşam boyunca sağlıklı bir sürecin temelini oluşturmaktadır. Bağışıklık sistemi, insanın tüm yaşam sürecinde hastalıklara karşı koruma kalkanıdır. İnsan bedeninde aynı anda, milyonlarca biyolojik ve kimyasal işlem gerçekleşmektedir.

Hormonlarımız, salgı bezlerimiz ve enzimlerimiz dışında, bedenimizde bulunan demir – çinko – bakır – magnezyum – sodyum – fosfor – potasyum gibi mineralleri ve birçok vitaminleri bulabileceğimiz tek faktör topraktır. Eğer topraktan sebze, meyve ve bitkilere, kaynak sularında deniz suyuna kadar bu takviye sağlanamasaydı bedenimizin ihtiyaç duyduğu hiçbir etken maddeye ulaşılamazdı.

İnsan bedeni orijinal ve doğaldır, toprak gibi. İhtiyacımız olan doğal kimyasallara ancak, toprak yapısı ve bitki örtüsü bozulmamış noktalardan ulaşabiliriz. Bedenimizdeki doğal kimyasalların bir ya da bir kaçının eksikliği ya da fazlalığı, domino etkisi yaratarak doğal işleyişe zarar verebilir.
Doğa, bir denge üzerine kurulmuştur. Dünyada her şey gece büyür. Saç, tırnak, hücrelerimiz ve tüm bitkiler, büyüme hormonlarımız dahil vücudumuzdaki birçok gelişme gece gerçekleştiğinden, var olan birçok hastalığın gece hissedilmesi bu nedenledir. Sağlıklı olabilmemiz için, gece ve gündüz faktörlerini ve bedenimiz üzerindeki etkilerini bilerek yaşamak gerekmektedir. Çocuklarımızın sağlığına ve beslenme tarzına çok dikkat etmeliyiz.

Kanser ve Alternatif tedaviler üzerine yazılmış diğer makaleleri okumak için tıklayın.

Kanser Olmayan Canlılar

kopekbaligiDünyada her canlı, her hastalığa maruz kalabildiği gibi, kanser hastalığına da maruz kalabilir. Kanser bir hastalık olmaktan ziyade, başlanıcı da bir program hatasıdır. Hücrelerin kontrol dışı hareket etmeleri, immün sistem dışında kontrolsüz büyüme ve çoğalmalarıdır. Hücre yapısına sahip her canlıda bu döngüye rastlanabilir.

Köpekbalıkları ve güvercinlerin bu hastalığa asla yakalanmadıkları bilinmektedir. Canlılarda sistem, bir yazılım gibidir. Kodlar, şifreler, virüsler, programlar vb. mükemmel bir tasarım vardır.

Köpekbalıkları ve güvercinlerde bu hastalığın oluşabilmesine alt yapı sağlayacak bir yazılım bulunmamaktadır. Taşıdıkları bazı genler ise, engelleyici olabilmektedir. Yani, sistemleri bu konuda kapalıdır.

Zeytin ağacı da, birçok bitki hastalığına ve kansere karşı dayanıklıdır ve bu hastalığa maruz kalmaz. Zeytin ağacı, ölümsüz ağaç olarak ta tarihe geçmiş ve 2000 yıl ömrü olduğu izlenmiştir. Bunun nedeni, zeytin ağacının yapısında bulunan “oleuropein” adlı koruyucu, hücre yenileyici antioksidan maddedir. Oleuropein sayesinde, zeytin ağaçlarına hiçbir bakteri, virüs ve hastalık sirayet edememektedir. Zeytin ağacında bulunan bu özellik, bir madde olduğundan, insan tarafından kullanıldığında da etkili olabilmektedir.

Ancak, köpekbalığı ve güvercin konusunda, bir etken madde olmadığından insan bedeninde hiçbir olumlu netice alınamaz. Bu özellikler, bulunduğu metabolizmada etkilidir.

• Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) efendimiz “eti kışın tüketiniz” demiş.

İlmi olarak da ispatlanmış bu düşüncenin nedeni şudur; insanın vücut ısısı, yaz ve kış aylarına göre değişir. Sindirim sistemimizin faaliyetleri ve vücudumuzun ihtiyacı olan gıdalarda mevsimlere göre değişir. İnsan bedenine alınan her gıda, bağırsaklarımızda bir çürüme ve dışkı haline getirilme işlemine maruz kalır. Bu işlem gerçekleşirken, sindirim sistemimiz ve bağırsaklarımızda birçok bakteri ürer.

En çok bakteri üreten gıdalardan biri de et ve sakatat türleridir. Özellikle yaz aylarında, vücut ısımız yükseldiğinden, oluşan bu ısı ortamında tüketilen et, daha çok bakteri üretir. Bu da insan sağlığı açısından zararlıdır.

• Domuz eti neden İslami kesim tarafından yenmez ve yasaktır?

Bunun nedeni de tamamen insan sağlığı ile ilişkilidir. Et, ettir diye düşünülebilir lakin, insana yaramayacak ve zarar verebilecek bazı maddeler vardır. Örneğin; insan deniz suyu içemez, toprak yiyemez, insan eti tüketemez. Domuz etinde, tüm canlılarda bulunandan daha fazla bakteri bulunur. Ette bulunan bakteriler, hiçbir pişirme yolu ile tam olarak yok edilemez. İnsan bedeninde, parazit ve zararlı organizma oluşumuna en çok domuz eti sebep olur. Kas açısından zayıf, yağ ve irin açısından zengindir. İnsan bedeninde, diğer canlı türlerine oranla daha fazla parazit ve zararlı organizma üreyebildiğinden, domuz etinin yapısı da bu zararı 2’ye katlamaktadır.

Stresli bir insan, neden daha çok yemek yer?

Tükettiğimiz tüm gıdalar midemize gider ve mide asidi tarafından parçalanır. Mide asidindeki PH dengemiz arttıkça, midede bulunan gıdaların hazmedilmesi ve parçalanması daha hızlı gerçekleşir, daha sık açlık hissi duyarız. Mide asidini bu duruma getiren sebeplerden birisi de strestir.

• Akciğerlerimizin sağlıklı çalışabilmesi için belli miktarda suya ihtiyacı olduğunu biliyor muydunuz? Akciğerlerimize su, neden ve nasıl geliyor?
Aldığımız her nefeste, yalnızca oksijen tüketmeyiz. Aynı zamanda, havada bulunan nemde ciğerlerimize gider ve ciğerlerimizin yumuşamasına, çalışmasına katkı sağlar. Aldığımız nem, vücut ısımız sayesinde, nefes yolu ile tekrar dışarı atılır. Her gün, akciğerlerimizde 2 su bardağı dolusu su, bu şekilde işlem görür. Klimalı ortamlarda nem bulunmadığından, astım hastalarına klima tesviye edilmez.
Aşırı nemli bölgelerde de, akciğerlerde fazla su birikimi gerçekleşir. Kısacası, havadaki nem de yaşam kaynaklarımızdan biridir. Hava bir boşluk değil, bir kütledir ve belli bir ağırlığı vardır. Nemin molekülü su olduğundan oksijen dahil, birçok kimyasalı ve bakteriyi bünyesinde tutar ve taşır.

• Anne Sütünün Önemi! Neden, yalnızca bebekler anne sütü tüketir?
Dünyanın en güçlü gıdası olarak bilinen anne sütü, yetişkin insan metabolizmasına uygun değildir. Anne sütü günün değişen saatlerine göre, daha yağlı ve daha farklı olma özelliğine sahiptir. Bebeğin, değişken sindirim sistemine göre ayarlanır. Bebeğin metabolizması, aldığı süte ayarlanmıştır, su dahil, birçok gıda takviyesi olmadan uzun zaman sadece anne sütü ile yaşar. Bebeğe verilmesi düşünülen gıdalar anneye verilerek, süte geçiş yapması sağlanır. Anne sütüne en yakın süt olarak, eşek sütü tanımlanmıştır, bu sebeple oldukça rağbet görmektedir.

• Kanımızın rengi kırmızı mıdır?
Damarlarımızın içinde dolaşan ve yaşam kaynağımız olan sıvıya kan diyoruz. Kan içerisinde binlerce farklı madde, bir sıvı içerisinde barınırlar ve bu sıvı sayesinde hareket ederler. Bu sıvının adı “Kan Serumu”dur. Kan serumu, renksiz ya da kirli beyaz bir maddedir, yani temelde kanımızın rengi kırmızı değildir. Ancak, kanda bulunan elementlerden bir tanesi, “demir“ elementi kırmızı renkte olduğu için bu sıvı kırmızı olarak renklenir. İnsan bedeninde bulunan demir, “hemoglobin” olarak adlandırılır. Dünyada, doğal olarak kırmızıya çalan tüm renkler demir içerir. Kan kokusu olarak alınan koku, aslında demir elementinin kokusudur. Demir elementi, dünyanın kuruluşunda olmayan, sonradan göktaşlarının çarpması sonucu var olan tek elementtir. Bu gerçek , ilmi olarak ispatlandığı gibi Kuran-ı Kerim’de de belirtilmiştir.

Doğanın Şaşırtıcı Denklemi

Doğada her şey 2 kutup üzerine kuruludur. Neyi ele alırsanız alın, karşınıza hep 2 çıkar. Örneğin; gece-gündüz, kadın-erkek, güzel-çirkin, sağ-sol, ön-arka, akşam-sabah, eğri-doğru, zehir-panzehir, doğum-ölüm vb. gibi. Neresinden bakarsanız bakın, hep 2 denklem karşınıza çıkar.

İlginçtir ki, bitkilerde de şaşırtıcı bir denklem vardır, mesela;
* Şeftali ishal yapar, yaprağı kabız
* Üzüm kan sulandırır, yaprağı büzer.
* Dutun lekesini, sadece dut yaprağı çıkarır.
* Kiraz kan yapar, sapı zayıflatır.

• Karanfil Gerçeği

Birçok et lokantasında karanfil ikram edilir. Bu gelenek, Osmanlı döneminden kalma bir gelenektir. Fakat ikram eden de, kullanan da bunun nedenini tam olarak bilmemektedir. Et de, diğer gıdalar gibi bağırsaklarda çürüyerek atık haline getirilir. Ancak et, bu işlemler esnasında bakteri üretebilir ve bağırsaklarda parazit, kurt ve bağırsak hastalıklarına sebep olabilir. Oysa karanfil kullanımı, bu olasılıkları bertaraf eder ve gıdaların kokuşmasını önleyerek, bağırsakları dezenfekte eder.

• Tarçın’ın Faydaları

Sütlaç ve salep gibi gıdaların üzerine tarçın tozu ilave etmek yüzyıllardır geleneklerimizde vardır ve herkes bunun iyi bir lezzet verdiği için kullanıldığını düşünür. Oysa, tarçında bulunan ve bugün dünyada doğal koruyucu olarak kullanılan benzoik asit; içeriği sütlü ürünlerde, mantar ve bakteri oluşumunu engellemekte, sindirim sisteminin zarar görmesinin önüne geçmektedir.

• Suyun Önemi

Türk kahvesinin yanında ikram edilen su, bir Osmanlı geleneğidir. Kahve ve karabiber gibi baharatlar yüksek olasılıkla böbrek taşı yaparlar. Su ikram edilmesinin nedeni; hızla idrara çıkartarak bu olasılığın önüne geçilmesidir.

Yemekten Sonra Yürümenin Önemi

yuruyus2Yemekten sonra “ya 40 adım yürü ya da sırtüstü yat” sözü, aslında birbiri ile çelişiyor gibi görünüyor, fakat doğruluk payı da var, şöyle ki;  vücudumuzda sürekli dolaşan bir kan miktarı vardır. Yemek yediğimizde gıdalar, mide sindirim organlarına gittiği için, bu organların kasılarak, yenen yemeği hazmetmesi gerekmektedir. Bu işlem için, organların normalden daha fazla kana ihtiyacı vardır. Bu organlar vücutta bulunan kanı, hazım için diğer organlardan çektikleri için, beyin dahil yeteri kadar kanlanamaz. Bu sebeple, ağır yemeklerden sonra uykumuz gelir. Çünkü, beyine giden kan miktarı düşmüştür.

Eğer 40 adım atarsak, bacaklarda bulunan kan ve kan hareketi artacak, dolaşımı destekleyerek beyine daha fazla gönderecektir ya da sırt üstü yatarsak, beyin vücuda paralel konuma geldiğinden daha fazla kanlanacaktır. Yani ağır bir yemekten sonra oturduğunuzda uykunuz gelirken, yattığınızda o uyku hali olmayacaktır.

Garip olan, atalarımızın bu bilgileri geçmişten günümüze iletirken, bilimsel yönü hakkında nereden bilgi sahibi olduklarını kimsenin bilmemesidir.

Hapşıran Kişiye Neden “Çok Yaşa” Deriz?

Hapşıran insana “çok yaşa” demek, çok eski bir gelenektir, fakat neden söylendiği pek bilinmemektedir. İnsan kalbi, ana rahminde iken çalışmaya başlar ve ölüm anına kadar sürekli çalışır. Çünkü kalp, valf görevi görür, bir pompadır, yaşam kaynağımız olan kanın dolaşımını sağlar. Kalp, yaşam boyunca hiç durmaz, lakin ara sıra kasılır. Bu kasılma olayı, hapşırdığımızda saniyenin 10/1’i gibi bir süre içerisinde olur. Yani teorik olarak bu kasılma, aslında bir kalp durmasıdır. Onlarca kez hapşırıldığı düşünüldüğünde, en çok yorulan organın kalp olduğu anlaşılmaktadır. İşte bu yüzden, hapşırılıdığında kalbin durduğu düşünülür ve ” çok yaşa” denir.

Saçlarımız Neden Beyazlar?

Saç ya da kıllarda beyazlama, ileri yaşlarda gerçekleşir gibi düşünülse dahi, genç ve orta yaşlarda da görülmektedir. Saçların beyazlaması bir ihtiyarlık belirtisi değildir, insan bedeninde bulunan “Hidrojen Peroksit” isimli bir kimyasal ile ilgilidir. Hidrojen Peroksit, deterjanlarda da kullanılan, amacı “ağartmak”, yani daha iyi sökmek ve beyazlatmak olan bir kimyasaldır.Bu madde, belli oranda insan bedeninde de bulunur. Aslında insan bedeninde, doğada bulunan birçok kimyasal mevcuttur. Vücudumuzda bulunan bu kimyasallar, doğal döngü içerisinde dengelenirler.  İnsan bedeninde bulunan Hidrojen Peroksit’i dengeleyen de yine bedenimizde bulunan ve karaciğer tarafından üretilen “Katalaz” enzimidir. Katalaz enzimi çöktükçe ya da denge bozuldukça, Hidrojen Peroksit seviyemiz yükselir ve insan bedeninde ağartma ve beyazlatma süreci başlar. Tabii ki bir yerin beyazlayabilmesi için, pigment yapı yani renksel yapı gereklidir. Saç ve kıllarımızda bulunan siyah pigmentlerin yapısı bozularak, beyazlama başlar.

Adnan Akar

Araştırmacı Bilim İnsanı